Salı, Nisan 14

tuna nehri akmam diyor.

saatlerdir idiot gibi not geçirmeye çalışıyoruz. bitti sonunda. etraf çok dağınık. kafamda hiç düşünce yok, sadece çok uyumak isterim. bacağım hala ağrıyor.
ders çalışmak isteği yok içimde, hiç hem de. duyduğum en salak yorumlar "ama sen seviyorsun ders çalışmayı, yaparsın" olmuştur, her zaman. bunu söyleyebilmek için ya kör olmak lazım ya salak. ders çalışmayı kimse sevmez. ben sevsem böyle mi olurdum. sorumluluk sahibi mi ne, öyle bir şeyim galiba, ya da gecenin bu saatinde önemli değil.
ahhh, hayat öyle boş ki. hiçbir yere gitmiyorum, hep yurtta oturmak istiyorum. güzel oluyor sanki. bugün bir tshirt gördüm, "I'm not anti-social, The society is anti-me!" yazıyordu üstünde. komik geldi.
bugün, dnr'dan hiçbir şey alamadım. sadece su aldım. kasadaki adam tam bir idiottu. hepimiz normaliz ki. havan kime.
bu salak yazıyı bitireyim. saatler boyunca otobüste kıpırtısız uyumuş olmama rağmen, yine de uyumaya devam edebilirim. yatak yataaak. bir insanın yatağı olması çok önemli. kendine ait bir alan. çekyat olmayacak ama, olsa bile kapanmayacak. yorgan orada duracak, istediğinde içine gireceksin, oh diyeceksin. yani güvende hissetmek lazım o zaman. böylece güzel oluyor.
yataklarla ilgili yazdığım kaçıncıdır bilinmez ama, yatak imgesi, insan için tek olmalı. benim için değil ve zorlanıyorum. yurttaki yatağım, evdeki, falan filan. evdeki soğuk geliyor bana, her zaman. yazın bile. mavi bir pike takımım var, o zaman dahi pek ısınamıyorum sanki.
bir süredir annemi görmüyorum. görüşsek güzel olurdu halbuki. serbest çağrışım candır, evet de, hiçbir şeyi hiç anlamayan insanların nesini seviyor başka insanlar. mona lisa smile filminde, maggie gyllenhall'un karakterinin, psikanalist bir sevgilisi var, bunlar 20li yaşlarında bile değiller daha, psikanalist koca adam falan. kirsten dunst, kendini kaybediyor, nefret ediyor senden, kullanıyor seni, nefret ediyor senden, nefret ediyor, derken, m.g. sımsıkı tutuyor kızı, k.d. ağlamaya başlıyor, kocası sevmiyormuş onu artık, aynı yatakta bile yatmıyormuş, bunu anlatmaya başlıyor. bu sahne, insan ilişkilerindeki ideali yansıtıyor. bencillikten uzak, güzel bir şey. anlatamadım ama, anlayan çıkacağını umuyorum muhtemelen. üzerine yine yazarım, bence önemli bir konu bu.

gece esintisi, binalar ve lacivert gökyüzü, eski bir acıbadem manzarası benim için. ne kadar da severdim, yaz geceleri uzun ve gündüzleri boğucuydu. beşiktaş'ta rastladığımda buna, neden hoşuma gittiğini anlamamıştım. şimdi neden olduğunu biliyor ancak hala anlamıyorum.

2 yorum:

dyq dedi ki...

yazılarını severek okuyorum, tespitlerini seviyorum =)

banliyöler jülyet'i. dedi ki...

teşekkür ederim efendim, sizlere layık olmaya çalışıyoruz :)