çok hüzünlüyüm sevgili dostlarım. bugün son yirmi yaş dişimi de çektirmemin sonucunda, tankut bey'le uzun süre görüşemeyeceğimizi farkettim. "düzenli olarak diş hekimine kontrole giden insan" olmadığımdan, hayatımın sonuna dek görmeyeceğim kendisini belki de.
izmir'e dönesim iyice kaçtı galiba. bu yüzden bilet almayı da erteledikçe erteliyorum. fakat bu işin böyle olmayacağı gerçeğini de kabullenmek lazım. ne olursa olsun, orada bir hayat var. yurt var, topluluk var, zeytin ezmesi var falan. birinci sınıfın başında, hakikaten çok mutsuz olduğum bir dönemden geçiyordum. o sırada, hayata "tutunmamı" sağlayan şey, gece yatmadan önce diş ipi kullanacağımı bilmemdi. zeytin ezmesi yemek de buna benziyor. hayatta bazı anlar, fazlasıyla hüzünlüdür. ne yaptığı önemli değil, o hüzünlü bakışı, kendine gömülmüş olmayı farkettiğim an, yine hüzünlü bir anda olduğumu farkediyor ve üzülüyorum. yurtta masada oturup, ekmeğe bakakalarak zeytin ezmesi sürdüğüm zamanlardan pek çoğunda, bana dışarıdan bakan bir insanın, bu manzarayı ne kadar hüzünlü bulacağını düşünürüm. ve bu anlar, her zaman yapayalnız geçip gider.
oda arkadaşım yalnız olduğundan şikayetçi oluyor hep. bir ben mi varım yalnızlığına bayılan, bilmiyorum. cumartesi günleri gökyüzüne bakmak, sinekliğin karelediği gökyüzüne bakıp durmak, tanıdığım insanları düşünmek ve bazen onlara telefon etmek, beni mutlu etmiştir hep. böyle günlerde kitaplar okunup biter, filmler izlenir, mektuplar yazılır. bunlara vakit ayırmak gerekir.
yurt muhabbetlerini açmışken, size yatağımın beni sıkmaya başladığından da bahsetmek istiyorum. benim yatağım, bir ranzanın üst katı niteliğinde, anca altında başka bir yatak değil, iki tane dolap var. dört basamaklı bir merdivenle çıkılıyor yatağıma. merdiven, duvar kenarında duruyor ve yapılan yerleşime göre, merdiven bitip de yatağa ayak basılan yerde, yastık duruyor. yurttaki ilk senemi bu yerleşim planıyla geçirdikten sonra, bir değişiklik yapmaya karar vererek, yastığımı yatağın ayakucuna aldım. bir seneden uzun süre de böyle geçti, kendimi çok geniş bir holü olan bir evde yaşamaya başlamış gibi hissediyordum. üçüncü senemde ise, köklü olmayan bu yerleşimi eskisine çevirmek isteğinden kendimi kurtaramayarak yatağı ilk haline geri döndürdüm. yine de, döndüğümde bundan yeterince mutlu olmayacağımı düşünüyorum nedense. uzun süredir hatırlanacak rüyalar görmüyor olmam (hatırladığım tek rüyayı da yurtta ya da evde görmedim) da bu savımı kanıtlar nitelikte bence.
dokuz on beşte 525 ve araştırma teknikleri geç saatlerde, günlerine geri dönüyoruz.
efsanelerden kovulduk!
4 yorum:
izmir'de özlediğim nadir şeylerden biri 525'in heyecanı sanırım. hayatımda daha adrenalinli bir yolculuk yaşamadım, deniz'lerin arabasında kaza yaptığımız gece bile.
sana orada hep diyordum ya, izmir'i kafamda bir yere oturtamıyorum, benim içimdeki yerini tanımlayamıyorum falan diye ( tam olarak bunu demiyor olsam da benzer şeyleri kastetmekteyim), anladım ki bir şehirden uzaklaştığında anlıyorsun yerini. şu anda benim için izmir gitmeden öncekinden farklı bir anlam ifade ediyor velhasıl, daha hoş, daha iç sıkan ve daha insani bir tarafı var artık.
yurt odanın izmir'in soğuğuna tezat sıcaklığı beni oradan her bahsedişinde gülümsetecek sanırım. ben yatağını seviyorum, zeytin ezmelerini ve küçükpark'ı, özellikle leman'ı ve seninle bir telefon neticesinde bulaşabilme özgürlüğünü de çok özleyeceğim sanırım.
ve çok güzel bir yazı olmuş bu arada, tüm bunları düşünmeme sebep olmasından da anlaşılacağı üzre.
ececim, ne yazacağımı bilemedim, çünkü izmir'de olman benim için çok güzeldi ve bu sürecin sonlanması fazla hüzünlü olmadıysa da, yine mektup yazacak olmak bir anlamda öyle. anne babası tekrar bir araya gelmiş çocuk gibi hissediyordum kendimi, mutluydum. o dönem izmir'ini düşündüğümde, fazla yağmurlu ve soğuk olduğunu hatırlıyorum, bunun yanında olup biten her şeyle, izmir senin için giderek sıkıcılaşıyordu. bugün baktığımda ise, her şeyin, ikimiz için de güzel olduğunu düşünüyorum. hala birada'ya ya da leman'a gitmedim (döndüğünden beri), fakat ilk gidişimde, seninle orada olduğumuz bir günü düşüneceğimden eminim.
kendi küçük hayatımdaki kimsenin senden daha iyi yazdığını düşünmüyorum.
teşekkür ederim simaycığım. teveccühün. :)
Yorum Gönder