Cumartesi, Ocak 17

film müzikleri - orijinal soundtrack

sevgili güllük,

son bir saatte o kadar anlamsız şeyler yaptım ki, anlatsam anlamlı zannedersin.

arka arkaya üç kupa bitki çayı içtim. bunu yaparken perdeyi açarak şehri izlemeyi de ihmal etmedim tabiy. kendimi amerikan filmlerinin, filmin sonunda aşkı bulan karakterleri gibi hissettim o anda. babamla konuştum. babamı o kadar çok seviyorum ki. gerçekten çelişik bir ifade olduğunun farkındayım ama, o büyük entelektüelizasyon balonunun içerisinde, babamı, irem'i, defne'yi ve hatta hande'yi bile seviyorum. sanırım unicef destekçiliğimi de böyle bir ruh hali içerisinde başlattım.

babamla konuşurken annemin araması, bana oyuncak dinozor ailesini hatırlattı. şimdi arasam bulamam ama, pek sevimlilerdi. anneme dinozorlardan değil, komik şeylerden bahsettim ve kendisini çok güldürdüm.

eski günlüklerimi okudum ve bir zamanlar kendimi tanımlamamı sağlayan o garip ergene garip hislerle baktım. itiraf ediyorum: 17 yaşında kendimi analiz ettiğimi sanmışım. insan gerçekten hayatı falan anladığını sanıyormuş demek ki. üç yılda yol almışım, altı yılın sonunda, cahillik sınırlarında olacağım. mutluyum.

o kadar hızlı ve geridönüşsüz yazıyorum ki, muhtemelen bu yazı iyi olmayacak. en azından heves sahibiyim. mansiyon alabilirim.

bir de ne var biliyor musunuz, sudafed artık reçeteyle satılıyormuş. öyle şaşkınım ki. keşke zamanında çok alıp dolaba koysaydık. mide ilaçlarım da artık reçeteyle satılıyorsa diye çok korkuyorum. şimdi ben reçeteyi nerden bulayım. kezban pariste görünümü ve öksürmek içerisinde bilgisayar karşısında pineklerken, daha anlamsız şeyler yazamazdım herhalde.

evet sevgili güllük, işte böyle anlamsız şeyler yaptım.

1 yorum:

SS dedi ki...

bir zamanlar evimizde sudafedin eksikliği hiç çekilmezdi gonca. kasvetli 90larda yaşasaydık biz sana reçetesiz verir idik.