Cumartesi, Mayıs 23

siz hiç hamama gittiniz mi?

sevgili dostum blog,

sana günlerdir yazamıyor olmam yüzünden babamla aram bozuldu. bu fazla dolaylı önermeyi elbette ki anlaşılır hale getireceğim.

günlerdir uğraştığımız bir deneysel psikoloji raporu vardı. grup halinde yapılan bu işin, insanların sorumluluklarını yerine getirmeyişinin sonucu olarak son ana ve benim başıma kalması ile, şahsımın agresyon ve otoriterlik puanları her dakika daha da yükseldi. sunumun hemen öncesinde slayt hazırlama çabam, hiçbir işin ucundan tutmamayı bir yaşam tarzı haline getirmiş tam bir asalak ve ayrıca salak olan bir grup arkadaşımızın "ee ben nereyi anlatcam?" sözleriyle bölününce, "sen ebeninkini anlatıcaksın" cevabını verdim ve keman yayı gibi gerilmiş sinirlerimiz plink diye kopuverdi. bir önceki yazımda bahsi geçmiş burcu'nun da yardımlarıyla, sunum sırasında ebesinden bahsedecek olan arkadaşı bir güzel ağlattık. olaya şahit olmuşum gibi anlatmam gerçeğe uygun düşmedi, üçüncü şahıslardan ağlattığımız haberini aldık, demem daha doğru olacaktır.

bu sunum işinden epeyce kan ve gözyaşı dökmüş bir diktatör olarak çıkmamın ardından, bir sempozyuma katıldım. gestalt yaklaşımından bahseden güzide bir psikolog hanımın konuşmasını dinlerken, bahsi geçen yaklaşıma göre stres altında ebeveynlerimizin gözlemlediğimiz davranışlarını gösterdiğimizi öğrenmem, aile ve çift terapisi konulu olan bu sunumun üzerimde bıraktığı etkiyi bir anda beşe ona katladı. zira, günlerdir estirdiğim faşist rüzgarlara önceden maruz kalmış ve aynı zamanda, maruz kalan başka insanları gözlemleme fırsatım olmuştu. babam gibi davranıyordum.

yıkıma uğramış bir şekilde yurda dönerken, babamı aradım. sesimin kötü geldiğini, hasta olup olmadığımı sordu. hasta olmadığımı, ancak sempozyumda izlediğim bir sunumda, stres altında ebeveynlerimizin davranış stillerini kullandığımızı öğrendiğimi anlattım. bununla da yetinmedim, son günlerdeki otoriter, kırıcı, sorumsuzluğa tolerans göstermeyen davranış stilini kendisinden öğrendiğimi ekledim. babaya telefon açılıp da bunlar mı söylenir, haydi güle güle, tribiyle karşılanan bu çıkışım, telefonu çat diye kapatmamla sonlandı.

işte böyle sevgili dostum blog. bundan sonra, tarihin tekerrür edişini, beraber izleyeceğiz. ben alttan alacak, yumuşak bir şekilde kıvırmaya çalışacağım. babamla aramı düzeltip, bir birey olduğumu sanarak ve babama benzediğimi bilerek, kaşlarım çatık, yaşamayı sürdüreceğim.

4 yorum:

milena dedi ki...

bu ara benim de babamla aram bozuk gonca. babam fazla tribal davranıyo.ben bundan hoşlanmamama rağmen acaba bana da bulaşır mı?

Commissar Yarrick dedi ki...

sağkalımcı komando taktikleri:
-bu gibi durumlarda yola çıkıştaki fonksyonda ebeveyne benzemenin, ne kadar başarısız olurlarsa olsunlar sinirlendirici bişey diil de karizmatik bişey olduğunu a priori kabul edersek neşe içinde bi takım şeyler yapabiliyoruz. Babamı sevmiyorum ama oha herifin ağzını resmen babam gibi ne güzel de kırdım demenin hafifliğini yaşıyoruz.kasmıyoruz...

banliyöler jülyet'i. dedi ki...

commissar, duyduğum en harika tesellilerdendi, cidden işe yaradı. süpersin.

milena, sen de ileride kocana tribal olacaksın. benden sana kehanet ömrün boyunca letafet.

the fool dedi ki...

bana sorarsan stres altında sergilediğini söylediğin tutum hiç de fena değil, sonuç itibariyle işini halletmişsin, salak kız da GÖREVİNİ YAPSAYDI. babanı arayıp içinden geçeni söyleyerek ve doğru anlaşılmayı umarak sen ona bir şans vermişsin, o bu şansı kullanmayı becerememiş, bu seninle alakası olmayan bir kötü durum, ama üzülür insan tabi.