Pazar, Mayıs 17

and the twelve points goes to *what a surprise* norway.

* on yıldan uzun süredir windows kullanıyorum, hala da "donatı" ne demek bilmiyorum. google'dan aradım, "accessories", "donatılar" olarak çevrilmiş. maşallah.

* aras'la öss başvurusu yaptığımız gün, aslında anket grubumla buluşmam gerekiyordu ve deli gibi geç kalmıştım. anket grubu buluşmasına zamanında gelmiş kızgın burcu, habire nerede olduğumu soruyordu. geç kalmak meselesinde yalnız olmadığımı biliyor, ancak bundan emin olmak istiyordum. burcu'yla sonrasında gelişen mesajlaşmamız aşağıdaki gibidir:

ben: insanlar geldi mi pekiy?
burcu: hayvanlar bile geldi.

hayatımda yediğim en komik laf buydu galiba. bir de gülerek gittim sonra, çok ayıp oldu.

* şimdi biri bana beyaz peynirli tost yapsa, yanında da kahve olsa, öyle makbule geçerdi ki. bu leş hayatı da elbette ki ben seçtim, ama üşeniyorum yazmaya bile üşendiğim günlerden daha iyi durumdayım.

* kediler gerçekten çok sevimliler dostlarım. uyurken nefes alıp vermeleri körükle şişirilip indiriliyorlarmış havası verse de, evet çok sevimliler.

* melodika'da samanyolu'nun birazını çalabiliyorum. sonraki hedefim sweet child o'mine'ın solosunu çalmak. (fakat?)

* bu aralar bloga yazdığım yazılardan da hiç memnun olmadığımı söylemem lazım.

2 yorum:

busra m. dedi ki...

kedilerin gözlerinde Tapetum Lucidum adı verilen kristaller vardır. bu yüzden gözleri bizimkilerden parlaktır.
burcu'ya hayran kaldım bu arada. sevgiler...

the fool dedi ki...

blogu okuyup okuyup yorum yazmamanın cezası nedir? çekmeye hazırım yani. kedi hususuna gelince gonca kediler şimdi diyelim ki ( allahım diyelim ki demeyi o kadar çok seviyorum ki ) yüzüne yakın bir yerde konaklarlarsa küçük küçük nefes alıyorlar böyle o da suratına geliyor ağızları da bok gibi kokuyor o zaman insan o kadar mutlu oluyor ki dünyada daha güzel bir şey yok diye düşünebiliyorsun, yorumun giderek duygusallaşması beni üzse da bunlar gerçekler.