
bu uzayıp giden gecede, tekrar tekrar tekrar merhaba dostlarım. çeviride yol almam gerekiyor, zira sabaha doğru zombiye dönüşeceğim muhtemelen. yedi çeyrekte otogarda olmam gerekiyor. izmir otogarının sabah saatlerinde ne kadar ucubik bir yer olduğunu görmenizi çok isterdim. otobüsten inince, bavullar zorlamasa koşarak oradan uzaklaşası geliyor insanın. ve ben, kaderin acımadan oyunlar oynadığı bu şanssız peruk saç, oraya gitmek durumunda kalıyorum. mordor'a giden frodo'yu insan böyle zamanlarda anlıyor, diyeceğim ve frodo yazıya küfürlü bir yorum bırakacak diye korkuyorum.
pazartesi günü öğle saatlerinde bir şey farkettim, "guns n roses yaşı" diye bir şey var ve en geç yirmi yaş civarında bitiveriyor. yıllar boyu kendimi grup tshirtleriyle tanımladıktan, "nirvana çalıyoz" gruplarıyla takıldıktan sonra, bu bana ani bir değişim gibi göründü önce. fakat bu büyüme süreci, öylesi yavaş işliyor ki. hollywood filmlerinden hoşlanamamak, gürültülü rock gruplarıyla kendini tanımlayamamak ve benzeri durumlar içerisinde kendini bulmanın sevimsiz bir değişiklik olduğunu düşünüyor, ancak başka türlüsünün de mümkün olamadığını görüyorsun. işte bu yüzden, işte bu yüzden bebeğim, bu yüzden sabahın köründe kalkıp yollara düşeceğim. işte bu yüzden, sırf bu yüzden uykusuz kalacak ve rüyamda seni göremeyeceğim.
bazen ortam fena gerilir, bilirsiniz. derin bir sessizlik vardır ve sadece bazı insanlar, yaradılışları ya da yetiştikleri ortam gereği, o sessizliği bozma zorunluluğunu derinden duyarlar. bu noktada yapılan hamle, genellikle muhabbet açmak ya da komik bir şey anlatmaktır. muhabbet açma girişimin karşılanmaması, komik statüsündeki o "şey"in güldürmek işlevini yerine getirmemesinden daha az acıklıdır. zoraki gülüşle inşa edilen prefabrik esprinin uçup gitmesi ne büyük hayal kırıklığıdır zorunluluğu içinde duyan insan için. filmlerde, tam bu noktada sahne değişir, ama gerçeklikte değişmez.
smells like teen spirit'in ne kadar güzel bir şarkı olduğunu kimse bilmiyor. sırf klişeleştirildiği için. anlamadan dinleyenler, anlamadan söyleyenler, anlamadan sahiplenenler yüzünden. ancak bu böyledir, popüler olmak süreci, su dolu bir bidonun yerinden kaldırılıp, elden ele dolaştırılması ve bu arada, içindeki suyun dökülmesi, yabancı bir bağlamın içinde yer bulmaya çalışmasıdır. smells like teen spirit, o bidonun çoktan okyanusa karışmış damlacıkları.
artık çeviriye dönmem isabetli olacak sanırım. bu yazıya başlarken aklımda olan şeylerin hiçbirini yazmadım bu arada, ilginçtir. famous blue raincoat'u dinlemeye çalışırken, onlardan da bahsedeyim, diyordum, ancak belki daha sonra. zamanın hızla akıp geçtiğini göz önünde bulundurmak zorunda kalıyorum.
yollar geçiyor gözlerimin önünden. istanbul yolları. bir kitap kapağı geçiyor. çok uzun bir uyku. saatlerce uyanılmayan bir uyku.
2 yorum:
smells like teen spiriti seviyorum ben, hem de sözlerini anlayarak seviyorum. kendimi çok özel hissetmeme sebep olan bu bilgiyi vermeden edemedim.
şenol erdoğan'a benden selam söyle, kendisini ailecek beğeniyoruz bunu belirt, istanbul'a gelince beni bulsun.
ayrıca seni uluma da dinleyemeyeceğim için çok ama çok üzgünüm, kaydedeceksiniz ama değil mi?
uluma kaydı elimizde var sanırım beybi. bilgisayara atıldığı an, kıçının dibinde olmasına rağmen kalkıp gelmeyen annem de dahil, bütün dostlarımızla bunu paylaşacağız. öf banyo yapmam lazım yea.
Yorum Gönder