Salı, Ocak 11

yazgımla kanlı bıçaklı, kalbim hep alacaklı.

gün geçmiyor ki sıkıntılarla boğuşmayalım sevgili izleyiciler.

bugün hayatımda önem ve değer verdiğim ne kadar insan varsa beni işimden gücümden alıkoydu resmen. önce annemle kendisinin geçmek bilmeyen öksürüğü için hastaneye gittik. bornova şifa hastanesi'nin ayak izli duvarlarının arasında vakit geçirdik, çıktık. annem luciano'da yemek yiyelim diye ısrar etti. abi luciano'ya kadar yürüdük. bi ara yolu kaybettim ben, sekizler çize çize luciano'ya vardık sonunda. kibrit tava diye neşeli ve kibrit ihtiva etmeyen bir yemek yedim. sonra dedim ki, bari dostum aras keser'in evine gideyim de bir arap nescafesi içeyim, kendisiyle dedikodu yapayım tv izleyeyim. iki bardak kahve içeyim diye girdiğim evden çıkmam BEŞ saatimi aldı. o kapıdan girince bana bir üşengeçlik çöküyor ki sormayın. ayağa kalkıp da gidemedim resmen.

en sonunda, bütün gün bir sikim yapmamış bir insan olarak, iç sıkıntısı ve mutsuzlukla yurda döndüm. babam mail atmış. kendisi "yoğun baskılara" dayanamayarak facebook hesabı almış, benim de fotoğraflarımı koyacakmış, bikinili boy fotoğrafım varsa yollayabilir miymişim. yolladım mk, yolladım ben de. ama bunlar olana kadar kendisiyle aile tarihimizdeki en uzun konuşmayı (sekiz dakika on dokuz saniye) gerçekleştirmek durumunda kaldık. ailemizde her yenidoğana nüfus cüzdanının yanında bir de facebook hesabı alındığı için babamın arkadaş listesinin yaş ortalaması 13 olduğundan, bunun geyiğini yapmamak için çok taş kalpli olmak gerekirdi. ha, henüz yaşına girmemiş kuzenimin facebook profiline gülmek de zamanımın önemli bir bölümünü tüketti. hanımefendinin hobileri ağlamak, sevdiği müzikler neşet ertaş, favori bilgisayar oyunları da age of empires 3. biliyorum ki bu profil kuzenin babasının eseri ve buradan kendilerine seslenmek istiyorum: bravo.

neyse, babamla bu muhteşem konuşmayı gerçekleştirmenin akabinde, fotoğraflarıma sıradan baktım. isveç h&m'de deneme kabininde çekildiğim fotoğrafları mı göndersem yoksa köln'de ortaçağ fuarı'nda çekildiğimi mi diye gereksiz düşüncelere gark olurken, en güzel çıktıklarımı göndermeye karar verdim. iki tane fotoğraf ekledim maile. gönder butonuna bastım ki, allah kahretsin, bir de ne göreyim. abi benim bir arkadaşım vardı anne diye. anne ile bir gün essen'a gittik biz, alışveriş merkezlerinde saçma şeyler yaparak eğlendik geri döndük. hatunun leopar desenli bornoz giyerek poz verdiği bir fotoğraf vardı. ben kendi fotoğrafımı ekliyorum diye tutup bu fotoğrafı eklemişim. olayı yüzsüzlüğe vurup "ahah yanlışlığa gel panpa" tarzında bir de ikinci mail attım babama. tabii bunların hepsi zaman kaybı.

en sonunda dersin başında oturdum neyse ki. bu sefer de karnım acıktı. ama nasıl acıkmak. bulgur pilavı pişirmek falan geçti aklımdan, ama o da kafadan kırk dakika. almanya'da dersten sıkılınca yemek pişirirdim, bugünkü durumda henüz derse konsantrasyon dahi gerçekleşmediğinden tuttum kendimi. uyduruktan iki tane sandviç yaptım yedim. yemek yerken ekrana bakmaya pavlovian koşullanmış olduğumdan, mecburen sözlüğü falan okudum. sonra bloglara falan baktım. bir bloga o kadar güldüm ki, oda arkadaşım yadırgadı galiba. tabii gül gül nereye kadar. msn açtım bunun üzerine (ne alakaysa).

şu anda msn açık, demet akalın dinliyorum ve bu saçmalık abidesi yazıyı yazıyorum. yazı? evet bu da zaman kaybı, bildin dostum. bi de bu yazıyı sonuna kadar getirebilen olursa, sabrı için teşekkür ediyorum.

8 yorum:

Selofan dedi ki...

canım, bir şey değil.

banliyöler jülyet'i. dedi ki...

you're my heart, you're my soul.

seita dedi ki...

yazının 2. cümlesinde acaba ben nasibimi aldım mı bu serzenişten diye düşündüm. ^^ yazının sonunu getirdim yuppi. bikinili poz istemesi bana ilginç geldi babanın.

holy sycrone_one dedi ki...

kamon beybi layt may fayır.

sana kırgınım. kırık kalpler kolay düzelmez.

gerisi önemli değil... dedi ki...

bikinili poz ha, hmm, "kızım her an tatilde" demek gibi bir şey olsa gerek :)

banliyöler jülyet'i. dedi ki...

güzel insanlar, bikinili poz istemedi tabii, espriler şakalar bağlamında yazdım onu. babamın benden bikinili fotoğraf isteyeceği günleri görür müyüz bilmem ama her antalya'ya gidişimde mayonu getir diyor :)

sikron, neden beybi?

Betül Ç. dedi ki...

sonunu getirmek hiç zor olmadı. hepimiz zaman kaybıyız.hepimiz zaman kaybediyoruz.

banliyöler jülyet'i. dedi ki...

milena, kendi zaman kaybın için benim yazımı kullandığın hissine kapıldım dostum.