sığlık ile kastedilen nedir?
şahsım, çevresince melankolik bilinir. sevgili dostum aras'la birbirimizi uzun süre görmedikten sonra yaşadığımız diyalog, bunun ne denli yerleşik bir kanı olduğunu açıklayacaktır:
aras: naber?
ben: iyidir, napiyosun?
aras: iyi misin gerçekten?
ben: iyiyiiim?
aras: iyi görünmüyorsun da..
ben: allah yesin ki iyiyim aras.
aras: valla?
ben: allah yesin ki diyorum.
yukarıdaki diyalogla beraber blogdaki yazıların genelinin, kişilik özelliklerimin geneli hakkında fikir verdiğini düşünüyorum. kapağından açlık, mutsuzluk ve huzursuzluk taşan o denli çok yazı yazmış bulundum ki, yakın arkadaşlarımın çoğu, "hakikaten iyi olup olmadığımı" sorma gereğini çokça duydular. melankolik duygu durumunun patolojik olmadığını bildiğim için, bunu bir özelliğim olarak belirleyip sahipleniyorum.
ancak son zamanlardaki yazılarıma baktığımızda -ki tetris'li yazılarla başlıyor zannımca- bir "mani" döneminde kendimi buluverdiğimi anlayabiliyoruz. yoğunluktan, yazın gelişinden ve muhakkak buna benzeyen başka etkenlerden doğan, geniş ancak sığ sularda yüzer hale gelişimi takip etmek fazla zor olmuyor.
habire hande yener dinleyerek, günlük hayatın dertlerini bir nebze, başka insanların ve kendimin problemlerini neredeyse hiç sahiplenmeden yaşamak, okunulan kitapların alabildiğine sarmaması ve başka insanların karakter özellikleri konusunda yapılan dedikoduları hayatın öncelikleri arasına koymak, insana sıkıntısız akıp giden bir hayatı vaat ediyor.
şimdiki ben, günlük işlerini yapıp, salt yoruluyor. ancak önceki ben, günlük işlerden üstü başı kan içinde çıkmayı kendine görev biliyordu. şimdiki ve önceki ben ayrımı, farkedilebilecek gibi değil elbette, içinde bulunulan mani döneminin bir uzantısı olarak kabul edilebileceğini söyleyebiliriz ancak.
bu gereksiz açıklamayı da yaptıktan sonra, huzurlarınızdan çekiliyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder