Pazar, Haziran 1

yakınlarda bir gezegende.

 Eskiden olayları kayda geçirmenin güvenilir bir yöntemiydi blog yazmak, bu esnada hisler ve düşünceler de kişisel tarihimize geri dönüşsüz biçimde kaydolmuş oluyordu. İyi ki böyle olmuş zira insan durduğu yerden geçmişe baktığında gördüğü şey bazen o kadar yanlış, gerçeklikten o kadar uzak oluyor ki. Bazı hatıraların sıcaklığı insanın muhakeme etme yeteneğini ciddi anlamda zedeleyebiliyor. Uzun zaman yalnız kalmışsın mesela, kendini bir evin en uzak köşesine itilmiş sanmışsın, karanlığın içinde kalmış, mücadele etmiş, yorulmuşsun. Sonra toparlanmış, yalnızlığı onurlu bir duruş olarak düşünüp sahiplenmişsin, insanlara olan ihtiyacını yok saymışsın. Bu şartlar altında karşına aynı senin gibi biri çıkmış ve burada çok derin bir şey bulduğuna inanmışsın. Yıllar sonra bile bunu düşünüyorsun, chatgpt ile bunun hakkında konuşuyorsun. 

Oysa bloguna geri dönüp baktığında, altı yıl önceki kendinden hakikati duyuyorsun. Bilgelik bir anlık mıydı, o zamanlar daha mı iyiydim muhakeme etmekte yoksa şimdi mi kafam daha karışık? Belki hepsi, belki hiçbiri. Öyle ya da böyle, otuzlu yaşlarının henüz başındaki, altı sene sonraki halini hayal bile edemeyecek versiyonun bilge ve sana nereye bakman gerektiğini söylüyor. On sene önceki, on beş sene önceki halimin de pek çok konuda öngörülü olduğunu görüyorum bugünden bakınca.

Gitmek istediğim yere varmayacağını bile bile ne çok yanlış trene binmişim, şimdi bunun üzerine düşünüyorum. Sezgilerimin yerini bir sürü çarpık bilgi almış, kendime yabancı olmuşum. Doğru olduğunu düşündüğüm şeyleri yaparken huzursuz, yanlış olduğunu bildiğim kararları verirken cesaretli ve benim için esas doğrunun ne olduğu konusunda kör olmayı bu kadar uzun zaman sürdürebilmek çok acılı bir yolculuk. Hala bile bazen içimde hissettiğim o karanlık yerin sahiden de aydınlık ve netlikten yoksun olduğunu görüyorum artık. Muhakeme yeteneğinden yoksun bir perspektifi içselleştirdiğinde, sezgilerin sana başka türlü olması gerektiğini söylese bile dünyayı net göremiyorsun. Şimdiyi de, geçmişi de, geleceği de anlamıyor, nereye tutunacağını bilemiyor, ıssız adaya düşünce kendini ana karaya varmış da kurtulmuş sanıyorsun. 

Şimdilerde köklerime ve dünyadaki yerime dair daha çok şey biliyor ve anlıyor gibi hissediyorum. Yine de geçmişe bakarken, ne yaşadın ne hissettin ne düşündün'ün ötesinde, belki kelimelerle anlatılamayacak kadar anlamlı geliyor bazı anlar bana. Öyle ki, orayı kurcalamak bile istemiyorum büyüsü bozulmasın diye. Ama öyle de olmuyor ya işte. Soracaksın, düşüneceksin, muhakeme edeceksin, arzuna böyle sadık kalacaksın. En nihayetinde göreceksin ki, mucize değildi hiçbir şey, o zaman o kadar karanlık bir yerdeydin ki, bir mucizeye ihtiyacın vardı sadece.

Hiç yorum yok: