Çarşamba, Ocak 22

friend who tease

Ankara'dayım. Saat 02.54. Uyuyamadım. Gerçek bu mu? Uyku ihtiyacı hissetmemek ile mazoşist bir uyanık kalma isteği arasında bir yerde gibiyim, belki şu an beni ayakta tutan her ikisi de. Meltem'le aynı odadayız. Onun da uykusunun huzurlu olmadığını sezebiliyorum.

Gece 02.00 yaklaşırken kendimi Selami Şahin dinlerken buldum. Tuhaf bir girdap gibi beni içine çekti: Hem dayanılması imkansız acılar çekiyor, hem de çocuksu bir sevinç duyuyordum. Oysa gerçek, ikisi de değildi. Evde olmadığım için, verimsiz bir işi yapmaya geldiğim için, lanet olası gluteni yiyemediğim için, bütün gün komposto, yoğurt ve fındıktan başka bir şey yiyememiş olduğum için sıkıntı duyuyordum. İnsan kendini besleyecek yegane kaynaktan ayrılır da başka bir kentte açlığa nasıl mahkum olur?

Sonra bir ara, Şaşıfelek Çıkmazı izledim. Yaz günlerinde çekilmiş ilk bölümlerin aydınlığının beni etkileyeceğini umuyordum. Neşeli bir şeylerin sürmekte olduğunu idrak ediyordum ancak artık neşelenme becerisinden yoksundum. Kendi mahallesinde hem evde hem hapis olan insanları izlemek bu sefer bana mutluluk vermedi. Bu işten de hızlıca uzaklaştım.

Bu yazıyı yazmaya başladığım esnada Placebo dinlemeye başladım. Şimdi gözümün önünde Ege Üniversitesi kampüsünde oradan oraya gidip bir yerlere ait olmaya çalışan halim var. Aidiyet duygusunu elde ettiğimi düşündüğün an, aslında bir yere ait olmaktan en uzak olduğum anmış; bunu fark edebilmek yıllar aldı.

Ne tuhaf, o zamanlarda hiçbir yere ait hissedemediğim için acı çeker, mutsuz olurdum. Aynı duyguyu hisseden başkalarını da tanır ve onları ailem olarak görürdüm. Şimdiyse kendimi ait hissettiğim pek çok şey var. Uzakta olmak yine zor, hâlâ zor.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

merhaba hanımefendi, nasılsınız...