hola,
bilgisayarımda garip bir sorun var. youtube sessizliğe büründü. aşk-ı memnu ve melekler korusun'un yeni bölümlerini izleyemeyeceğim için hüzün içindeyim. eheh evat.
özgün'ün bi huyu var, yemek yerken dizi izlemeyi seviyor. family guy'un neredeyse tüm bölümlerini yemek yerken hatmetmiş olduğumuzdan, geceleri cnbc-e'de family guy izlerken acıktığımı hissederim hep. bense yalnız başıma yemek yerken genellikle blog okuyorum. ancak, geçende, dedim ki bir şeyler izleyeyim, değişiklik olsun. youtube'dan melekler korusun'un son bölümünü izledim, sanırım model alma konusunda önemli problemlerim var.
dün de aşk-ı memnu izlemeyi düşünürken farkettim ki, türkiye'de diziler gerçekten çok uzun, neredeyse iki saat. reklam ala ala üç saati dolduruyorlar, eh, prime-time da o saatleri kapsıyor zaten. (öf, ellerim donuyor, devamını yazmayı çok istiyorum bu yazının. hava sıfır dereceymiş bugün. bahaneyle bi eskimoyla tanıştım bu arada, eheremehere.)
neyse, türk dizilerinin tüm sezonlarının senaryolarını birleştirsen anna karenina kalınlığında olur muhtemelen. ama gerek yok yani o kadar uzun olmasına, zira belli, senaristler kasılıyorlar bir yerden sonra, heyecanlı olucak diye diziler hep boka sarıyor. hatta sikron'un bir yabancı damat yorumunu hatırlıyorum, heyecanlı olayların listesini yapmışlar, random'a alıp karar veriyorlar hangisinin olacağına demişti.
bu arada, sapphire-worf hipotezi diye bir şey var, düşüncenin dil kaynaklı olduğunu söylüyor. buna katılmakla beraber, türkçe kadar iyi konuşamadığım almanca'nın düşüncelerimi kısırlaştırdığını üzülerek farkediyorum. blog yazılarımın buraya geldiğimden beri daha kötü olmasını da buna bağlamak durumundayım. kişisel durumumla, düşünme yetimi yitiriyor gibi hissedişimle hiçbir bağlantısı yok, hayır yok.
yakınlarda, künt duygulanım içinde bulunduğumu da korkuyla farkettim. bundan bir sene önce, aynı durumu yaşadığım bir dönemde, escape tuşuna basmayı denemiş ancak başaramamıştım. artık, bunu istemiyorum, ancak insan, korkmaktan da kendini alamıyor.
türk dizilerinden başladığım yazıma ruhsal durumumla devam ediyor oluşum, bu blogdaki yazılarıma bakılarak, fazla anormal değil. antibiyotiklerimi içiyorum, yüzümdeki uçuğun rengi giderek soluyor. kaşlarımı da bu işten anlayan birine aldırdığımda kendimi daha güzel hissedeceğim aşikar.
bir keresinde, kordon'da oturuyorduk, ben çok sarhoştum. aras ve denge vardı. aras'ın dizine yatıp "kurtulmak istiyorum" demiştim.
let the id begin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder