ben mezun olalı bir yıl falan oldu. o zaman böyle, psikoza girmek falan gibi, kaygılarım yoktu. ama olaylar gelişiyor, insan çok garip yerler falan görüyor. neyse, bir ara kaygılanmaya başladım, psikoza girmekten falan yani, aslında benim ne işim olur ki psikozla falan.
bu aralar, iyiyim baya. şu an'a gelene kadar başıma gelenler: darth vader dövmesi yaptırmak istemek, rejim yapmak, kilo verme çabası içinde depresyona girmek, işe başlamak, yas sürecinin kapsayamayıp arabesk dinlemek, agresyonu kapsayamayıp heavy metal dinlemek.
yani, kimsenin hayatı kolay değil. benimki fena sayılmaz hatta.
bu blogu sonlandırıp mantıklı bir yazı sürecine girebileceğim bir yer arzu ediyorum. artık banliyöler jülyet'i olmayacağım, yani kendimle ilgili olanı bir ismin, bir filmden bir karenin arkasına saklanarak değil, hiç anlatmayacağım bir yer istiyorum sanki. kendi ismimle söyleyebileceklerimi söyleyeyim, gerisi önemli değil zaten.
mesela,
istanbul'da doğup büyüdüğüm için yemek yapamadığım
acıbadem'de oturduğum için zengin züppesi olduğum
ve
arkadaşım askere giderken çok içtiğim için haftanın üç günü taksim'de takıldığım
sanılabilir.
sanmışlar yani. oluyor böyle şeyler.
ama bi şey var ona mahal vermek istemiyorum:
stereotiplere güveniyorum ama onlardan biri olmak istemiyorum. almanlar çok sıcaktılar da soğuk insanlar diye düşünüldü? nein. ama burayı sosyal psikoloji dersine döndürmenin de alemi yok. neticesi,
ben de herkes gibiyim ama farklıyım da. siz de öylesiniz lan.
misal, babama bayılmıyorum diye babasıyla sorun yaşayan her kız çocuğu gibi olmuyorum, ama bunu anlatınca, bir biçimde olduruyorlar.
birbirimizin travmalarına şefkatle yaklaşmamız gerekirken, her şey nasihat verme, yorumlama kapasitemizin sınandığı bir alan haline nasıl geliyor?
2010 mayıs'ında, erasmus'tan döndükten birkaç ay sonra, yeniden okuyabilmenin mutluluğunu yaşamıştım. insanları sevebiliyordum ve kafam bir şeylere basmaya başlamıştı. bugün, çalışmam gereken derslerin ortasında, bu yazıyı yazarken, bir şey yapmak isteğiyle doluyor, onun ne olduğunu bilemiyorum. saatlerce koşmam gerekse, şehirleri geçe geçe, bunu yapabilirim sanki, ama önümde belireni göremiyorum: bu durağanlığın içinde, akıp gidenin ne olduğunu göremiyorum. insan, ilgilenmeye, sorumluluk almaya ihtiyaç duyuyor: önceden hiç hissedemediğim bir şeydi bu, bilakis sorumluluktan kaçmaya çabalamakla geçti hayatım, şimdi o hatıraları bulup, yerlerine koymaya çalışıyorum. anlamlandırmaya.
bu yazıyı introduction sayalım. indeksiolmayanbirkitabın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder