Cuma, Kasım 25

kader diyemezsin sen kendin ettin.

"how to say conformity in swedish"

truffaut henri langois'nın sinemateğine giderken, jean pierre léaud henüz doğmuştu arascığım. hikayeleştirmeni sevsem de, anlatının fazla modern ve ergen kızların anlayacağı türden olduğunu söylemem gerekir, neredeyse "var ya hani 400 darbe'deki çocuk" diyecekmişsin. ancak öbür türlüsü için uğraşmadığını da bildiğimden, yanaklarından öpüyorum.

"sana değil, tanrım bana acısın"

bu sabah babamı evde aradım. açılmadı, cep telefonunu denemedim. eğer açsaydı, ona şunu sormak istiyordum: "sen tanrı'ya inanıyor musun?" tanrı'nın varlığını kabul ederek ona inanmamak bizde bir aile geleneği halini almış gibidir, ancak bunu sormak zorundayım. çok uzun süredir gerçekten bir aile olmadığımız, dolayısıyla herhangi bir grup dinamiğinin işleyeceği ortamın bulunmadığı gerçeğini göz önünde bulundurarak, asla din eğitimi almamış olmamı ne ile açıklayacağımı hakikaten bilemez halde ortalıkta dolanıyorum. islam felsefesi ile ilgili en hakiki bilgileri lisedeki din bilgisi dersi öğretmenim ahmet duman'dan aldım ancak o dersin bir sınavında da yanlış kopya çektiğim için 30 almış olmam, bugünlerin geleceğine ilişkin en açık kanıtmış sanıyorum.

"Rabbim kızın annesi bankada memur"

yeniden şiir yazmaya başlamayı düşünüyorum. aradan çok zaman geçti ama mesele değil. birden canım çok sıkıldı çünkü, ne yapacağımı bilemedim. son seferinde denge'den kuran-ı kerim'i isteyip açıp okumuştum, şimdi yine aynısını yapacağım, biliyorum ki yine canım sıkılacak, sonsuz bir döngü gibi.

"konformism"

antoine doinel'in, bir süreliğine de olsa, niçin hayatımda önemli bir yeri olduğunu hala anlayamıyorum, ama onunla ilgili her şey öyle anlaşılır ki. stolen kisses'ın sonunda, christine'in, bisküviyi kırmadan tereyağı sürmeyi gösterdiği bir sahne var ve antoine'a şöyle diyor: "ben sana bildiğim her şeyi öğreteceğim, sen de bana öğreteceksin." işte böyle, denize doğru koşmaya çalışırken, bunu en şık, en doğru, en mainstream yollardan yapmamız gerekiyor, yapamazsak yine buna ilgi duyuyor, bunu kovalıyoruz. o zamanlarda, christine'i anladığımı zannederdim, meğer antoine'ı anlıyormuşum, "iyi aileleri olan iyi kızlarla" olmasını seviyormuşum.

yavrucuğum, bence biz çok.

Hiç yorum yok: