
bazen şeyleri düşünmekten çıldıracak gibi oluyorum. genelolarak şeyleri. kontrol manyağı değilimdir, ancak bazı şeylerin belirli olması beni çok rahatlatırdı. mesela, nerede yaşayacağım. ne iş yapacağım. yüksek lisans yapıp yapamayacağım. yaparsam nerede yapacağım. bunların ardından, diğer şeyler de sorunsallaşabilirdi.
bunları düşünmemek için ve bazı farklı şeylerden dolayı, bazen jean-pierre léaud'u düşünürken buluyorum kendimi. ama nasıl düşünmek. kendimi kaybedercesine onu düşünüyorum ve bir noktada, düşündüğümün mösyö léaud değil, antoine doinel olduğunu anlıyorum ve bana asıl sıkıntı verenin, doinel'in kendisini olduğunu farkediyorum. temelde bir şey var: christine darbon'u, öyle iyi anlıyorum ki. onu tanıdık buluyorum. korkuyla iç içe bu. dünya üzerinde antoine gibi adamlar olduğunu ve onlarla yaşanacak her şeyin, üç film boyunca devam edebileceğini ve son sahnede, geriye yaşlanmanın kalacağını seziyorum. çirkin bir şey bu. yazmak istemedim daha fazla.
domicile conjugal'in gösteriminde de sinirlenmiştim. hala, filmi izlerken, kızıyorum. sebebi konusunda tahminlerim var, ancak bunlar kesinleşene kadar yazmayacağım.
her neyse. au revoir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder