hej hej.
yahu, yurtta uzun süredir internet yok, yemekhanelere taşınıyoruz ödev yetiştiricez diye, iyi güzel de, böylesi de son derece verimsiz. neredeyse aylardır blog okumuyorum mesela ben, şimdi marcia k. johnson makaleleri yerine blogları okuyorum diye kimse kınayamaz beni. odada internet olsaydı, internette yapılacak anlamsız şeyleri belirli periyodlarla yapar, lazım olduğunda da efendi gibi sunumumu hazırlama amacına yönelik kullanırdım interneti. (masanın altında hayali bir nah görüyorum. eet bence de.)
internet yokluğu, aslında diğer aktivitelere ayıracağım zamanın çalınmaması açısından oldukça faydalı. teletubbies'deki elektrikli süpürgenin toz süpürdüğü gibi kitap okuyorum. (life with louie'nin sonundaki allright'ı hatırlayın.) beni en çok üzen, daha birinci taksidini ödemediğim kitapların bitirilip rafa kaldırılması. yalnız bunda, sen daha kendini kandır, safkan kadınsın sen, diye bağıran bir de yan yok değil.
world card'a bakkallar bile taksit yapıyor artık, yaygınlığını siz hesap edin. dnr'da 20 liralık alışveriş yapma adayı olarak kasaya ulaşıp, "world'e kaç taksit yapıyorsunuz?" diye sorduğumda, kasiyer cevaben ikişer ikişer ON İKİye kadar saydı. on iki taksidi duyunca, içim kımıl kımıl oldu, o duyguyu tarif etmem mümkün değil. "negzel ya, az az öderim" dedim. duyan da paraları biner biner saçıyoruz zanneder. ama yetişkin ego durumu diye bir şey var allahtan, orta yolu buldurdu bana, "dört taksit olsun" dedirtti.
kendi yaşam olaylarımı anlatmaya başlayıp en sonunda kurama bağlıyorum ama, kadının toplumsal rolü itibariyle daha az sorumluluk alan yapısı, toplumsal alanda çocuk ego durumuna koltuğuna yapışan siyasetçi (sosyal mesaj fışkıracak toprağı sıksan sosyal mesaj) gibi sarılmasına neden oluyor sanırım. bunun sonucunda, "baba dondurmaaaaaaa" diye bağıran kız çocuklarına dönüyor, "kocacım/sevgilim indiriiiiiiim" ile repliğimizi değiştiriyoruz sadece.
bu arada, özgün ayaz ile forum bornova'da barton fink atarken dikkatimi çeken bir şeyi de anlatmadan geçemiyciym, bershka, pull&bear vb. markaların erkek tshirtleri niye öyle acayip? bu markalardan alışveriş yapan hatun kişi, pek çok farklı tarzda outfitler üretmeyi başarır ama, eğer bir erkek bu markalardan giyinmeyi tercih ediyorsa, tek tarzda giyinebilir, onu da benim söylemeye dilim varmıyor.
however, marcia k. johnson bekler, ben gideyim.
2 yorum:
bu bershka ve pullbear daki erkek tshirtlerine hastayım ben. tam fit vicuduma göreler...
ya onları geçtim kolezyonda bile xlarge tshirtler badi gibi oluyorlar bana. halbusi normalde xlarge büyük geliyor artık bana, large a düştüm gibi. nerede lan bu standart denen şey? slim fit denen bir nane var ve ben bundan nefret ediyorum. ne slimi ne fiti. ben bir şey alırken illa denemek zorunda mıyım? şeklini beğenip aha xlargeı diyerekten alamayacak mıyım bir tshirt?
waikikinin pantolon olayını seviyorum bu yüzden. normal kesim 34-30 pantolon şu anda standardım oldu, biraz kilo versem 32-30 olacak. az kaldı. ondan sonra 30-30 düz yapıp kapatıcam bu işi. kare erkek oluyorum. bekleyin.
eddie vedder olayım derken betty boop olmak fenomenini açıklamanı istiyorum, öyle yaz kaç olmaz :)
analizlerini beğendim çıkar onları bebeğim
komik kızsın vesselam
Yorum Gönder