Perşembe, Ocak 28

postnatal depresyon'dan evrim'e: bir psikoloğun güncesi

şu ödevden falan öyle bıkmış durumdayım ki, ölmek, o olmazsa da evlenip okulu bırakmak en iyi çözümmüş gibi görünüyor gözüme.

böyle olsun istemezdim. ama bu seçeneklerin harmanlanması da çok güzel olurdu. evlenirken ölmek. çocuk doğururken ölmek. postnatal depresyon yüzünden ölmek. usw.

düzenli bir yaşantıyı özledim galiba. bugün gossip girl'ün bi thanksgiving bölümünü izledim, gözüme çok güzel göründü. ailelerin adetleri olması falan. bizde öyle şeyler olmadı hiç çünkü. bayramlarda büyükanneme kahvaltıya gitmenin -her bayramda gittiğimiz için- adet olduğunu zannediyordum ben, ama bir bayram, büyükannem aramadı diye kimse gitmeyince, anladım ki öyle bir şey yokmuş. bizimkilerin ruhunda yok böyle şeyler.

bugün, geleceğe dair tek hayalim, huzurlu bir aile yaşantısı. ve bu yaşantıya ilişkin adetler. her yılbaşında yapılmak üzere gelenekselleşen bir yemek olabilir mesela. ya da evimde hiç yapılmamış bir şey, çam ağacı kurmak olabilir. bir çocuğun hayal dünyasını zenginleştirecek şeyleri, bilmemkaç yaşımdan sonra yapmak niyetindeyim.

bunları yazarken, aklıma life with louie geldi. bizim toplumumuzda, insanlar belli bir yaştan sonra sıradanlaşmayı olması gerekenden sayıyorlar. annelerin, babaların belirli hobileri yoktur mesela. dinledikleri müzikler yoktur. varsa da geçmişte kalmıştır, gençken sevilmiş ve bitmişlerdir. louie'nin annesi ve özellikle de babası, bu gruba dahil olmayan, çok renkli şahıslar olarak görülüyorlar çizgi filmde. louie anderson'ın çocuk dünyasını zenginleştiren temel şeyin, aile ortamındaki bu uyaran zenginliği olduğuna inanıyorum. onu komedyen yapan biricik şey bile olabilir bu.

bir romantik ilişkideki bağlılık düzeyi arttıkça, insanların kendilerine gösterdikleri özenin ve içgörü yeteneğinin azaldığına ilişkin, yerine oturmamış bir tezim var. bunu, aslında, yukarıdaki paragrafla bağlantılandırmak da mümkün. "committed relationship" içerisinde bulunmak, bir yetişkinlik alameti sayıldığı andan itibaren, şahıslar uç noktalarını törpülemek, prototipleşmek amacı gütmeye başlıyorlar ve bu doğal bir süreç olarak işliyor. dolayısıyla, kendini geliştirmek, farklı olmak gereksinimi yok oluyor. btw, bunu evrimsel sürece oturtmak da mümkün olmalı. bunu başarabilsek bile, kadınlar açısından gözüme mantıklı gelen bu tez, erkek söz konusu olduğunda işlevselliğini yitirir. yitirmez mi yoksa? bilemedim.

neslini devam ettirme şansını committed relationship'in içinde bulan kadın, gen havuzundan kendini çekerek, kendini gelecek nesillerin bakımı ve iyiliğine adar, bu yüzden hemcinslerinden farklı olarak karşı cinsin ilgisini çekmesine gerek yoktur. ancak, erkeğin durumu farklıdır, her an çiftleşmeye hazır erkeğin, kendini gen havuzundan çekmesi söz konusu değildir. bu yüzden evlenince bir adet şişkoya dönen erkeği açıklamak oldukça zor. ancak evli erkeği elde etmenin kadınlar açısından çekici bir nokta olduğunu da göz önünde bulundurursak, sen neslini devam ettirme konusunda hevesli olmasan da, bu doğanın bir kanunu var şişko dostum, diyerek, sözü bitirebilir ve evrim çalışan arkadaşlara selam yollayabiliriz buradan.

ps. yazdıkça açılmak böyle bir şey olmalı. cidden.

7 yorum:

dyq dedi ki...

niyeyse çok üstüme alınasım geldi selamını. niye sürekli evrim çalışıyo gibi bi havada hissediyorum ya da bunu ben keşfetmişim gibi üstüme alınıyorum bilmiyorum =)

bu arada tespitler vurucu yine.

banliyöler jülyet'i. dedi ki...

sen beni gazladıkça tespit yapasım geliyor :) sende epeydir bir evrimsel psikoloji sevgisi görülüyor zaten, bence ne çalışman gerektiği çoktan belli olmuş :)

Betül Ç. dedi ki...

bitirip kurtulmanı can-ı gönülden istiyorunm banlijöler julyeti:) hayatımda gördüğüm en şehirsel nitelikli isim. banliyö ve julyet!aklıma hep böyle amerikada 2-3 katlı özel bahçeli evlerin bulunduğu geniş bir yolda yürüyen, saçları rüzgarda uçuşan bir gonca geliyor. özledim mi seni ne?

holy sycrone_one dedi ki...

çok tembelsin, iyice ev kadını oldu sen. biraz benim pörfektonun pörfisi kişiliğim ve çalışkanlığımdan feyz al diye uğraşıyorum ama ne mümkün! elin hans'ına, adam'ına bile laf geçiremiyorsun daha, über bir öğrenci olarak gönderdik halbuki seni, beni yanılttın gonca hanım. you've failed me for the last time!

bu arada kesin kaldım dediğim dersten geçmişim. dün bahsettiğim şerefsiz karı da kına yaksın bir yerlerine. var ya sadece onun derslerinden kalıcam sanırım.

banliyöler jülyet'i. dedi ki...

y,
tişkkür ederim betülcüm. erasmus'tan bezmem konusunda yapılmış ilahi bir oyun olduğunu düşünmeye başladım ödevin.şiir sevmiyorsun, ama buna bir bak: http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=8936395

sikron,
seni yanılttığım için beni affet. ama sen de lise yıllarında iron maiden tshirtü giymişsin. bu ikimizi eşit kılar tamam mı! artık sikron sadrazamına denk değilim.

boni dedi ki...

"bizim toplumumuzda, insanlar belli bir yaştan sonra sıradanlaşmayı olması gerekenden sayıyorlar. annelerin, babaların belirli hobileri yoktur mesela. dinledikleri müzikler yoktur. varsa da geçmişte kalmıştır, gençken sevilmiş ve bitmişlerdir."ben böyle olmıcam işte çocuklarım illallah etcek benden...çok güzel tespitler yapmışsın ya buralara gelecek olmanın bir ilham şeysi olabilir mi bu.(bu arada kısmetse pazar günü geliyorum,oldu buda sonunda işte çok drama yapmıştım dimi?)

banliyöler jülyet'i. dedi ki...

boni,
en sonunda vizeni alabilmene çok sevindim. 01636636642 telefon numaram, gelince ararsın beni. hafta içinde görüşürüz. ezberden yazdım telefon numaramı. überraschend.