bloga yazı yazmak bir yana, en son blogger'ı ne zaman açtığımı, hatta adresin ne olduğunu hatırlayamadım. blog'u unutmak, salt blog'u unutmak değildi elbette, buraya yazılan her şeyin, psikanaliz sürecinde bir tarih anlatısına dönüşen günler ve yılların geride bırakılmasına, silinmesine ilişkin bir özlemdi.
bana gelen insanlara (danışan dememek için zorlanıyoruz hala) unutmanın olmadığını, hatırlamanın, yeniden işlemenin olabileceğini anlatırken, ben, terkedilmiş bulgaristan komünist parti binasının kapısına yazılmış "forget your past"i görünce, haftalarca analizimi ilerlemeyen bir hale sokabiliyorum. bir yanımla sahiden unutmak istiyorum. izmir'de geçirdiğim günleri, almanya'yı, yolculukları, arkadaşlarımı, sevgililerimi, bu arada kontrolsüz bir depresyonla baş etmeyi ve en kötüsü, bunları herkese anlatmış olduğum gerçeğini unutmak istiyorum. kaç yıllık arkadaşlarım beni nelerin mutlu ettiğini bilmezler. öyle ya, belki neyin mutsuz ettiğini de bilemezler, zira mutsuzluk deklarasyonu öyle yoğun bir haldeydi ki, benim kendimi mutsuz hissetmem önemini yitirmiş gibiydi.
şimdi, bir pazar gününde evdeyim, arda'nın mutfağı'nda yapılışını gördüğüm bir yemeği yapmayı planlıyor ve güneşli bir pencerenin önünde oturuyorum. hala başkalarına çok önemsiz gelen şeyler canımı sıkıyor, ancak gidecek bir yerim olduğunu, dayanabileceğimi hissediyorum. beni bunca yalnız hissettiren, dayanıksız kılan neydi, hala bilmiyorum.
ps. bir ara, blogumu biraz daha az kişisel bir yazı alanı haline dönüştürmeyi planladım, ancak sonra vazgeçtim. yeni bir blog açmak da iyi bir plan gibi gelmedi, ne de olsa ufacık da olsa bir heves gerektiriyor bu iş bile. "forget your past" ne zaman zihnimde "forgive your past"e dönerse, böylece bu blog canlı hale gelecektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder